Ruhat Mengü Köşe Yazısı 2

 Ana sayfa > Ruhat Mengü Köşe Yazısı 2

Bir Köy Masalı Aşağı Borandere - 2


     Dün Kayseri yakınlarında kendi imkânları ve çabasıyla kalkınarak çağdaş bir köy haline gelen Aşağı Borandere’yi anlatmıştım size...  Halkının kendi geleneklerini sürdürerek, kendi dillerini konuşarak mutlu bir yaşam sürdüğü bir Çerkez köyü Aşağı Borandere.  Şimdi gelelim Çerkezlerin hakaret olarak kabul ettiği, araştırılmadan ve bazı etnik grupları yüceltirken diğerlerini aşağılayarak yazıldığını söylediği yazılara...

Ben de anne tarafından Çerkez soyundan geldiğim için onların duygularını gayet iyi anlayabiliyorum. Sadece Kürtlerin kendi dilini konuştuğu, kendi geleneklerini yaşattığı, onbeş göbek Kürt olduğu, diğer etnik grupların ise komple asimile oldukları, kökenlerinin artık “light” sayılacağı gibi iddialar “kişisel bir iddia olarak kalmaya” mahkûmdur. Zira gerçekle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Hiçbir etnik grubu diğeriyle karşılaştırarak onlara bu tür yakıştırmalar yapamazsınız. Bunu yapabilmek için somut verilere, derin araştırmalara ihtiyaç vardır ki bunlar olsa zaten söylenenlerin doğru olmadığı da ortaya çıkacaktır. Tabii eğer “asimile olma”yı kökenini unutmadan, kendi özelliklerini koruyarak bu ülkenin vatandaşı olmaktan da gurur duymak olarak kabul ediyorsanız o başka... Tarif buysa Çerkezler asimile olmuştur evet ve bunu da bir sorun olarak görmemektedirler. Kürtlerin farklılığını kanıtlamaya çalışırken diğer etnik gruplara saldıran yazılara çok sayıda tepki mektupları bana da ulaştı. En fazla da Çerkezlerden... Kendi dillerini nasıl sürekli konuştuklarını, geleneklerini nasıl harfiyen uyguladıklarını görmeleri için “bu iddialarda bulunan” yazarları Çerkez köylerine davet ediyorlar.  Örneğin Aşağı Borandere’nin 4 Ağustos’ta bir köy şenliği var. Oturdukları yerden iddia üreteceklerine buyursunlar gitsinler, bakalım düşünceleri, ifadeleri ne derece doğru. 

     GURUR DUYUYORLAR!


Şimdi gelen mektupların sadece üçünden bazı paragrafları sizin de duymanızı istiyorum. Birincisi Erdal Aslan’dan geliyor bu iddiaları yazan bir yazara yazılıp bana da gönderilmiş: “Sayın yazar,  Sizin deyiminizle komple asimile olmuş bir Çerkez genci olarak size çok uzak olduğunuz gerçekleri hatırlatmak için bu yazıyı yazmayı uygun gördüm (...) Çerkezlerin sizi rahatsız eden yönü nedir? Bu insanların 130 küsur yıldır bu ülkenin en sadık bekçileri olmaları mı? Eğer sizin deyiminizle light olmak bu ise evet biz bu anlamda light sayılırız. Çerkezler bu ülkede eğer sessiz duruyorlarsa bu onların komple asimile olduğundan değildir, onların bu ülkeyi kendi vatanları kabul etmeleri ve ekmek yedikleri sofraya bıçak saplayacak karakterlerinin olmayışındandır.”


İkinci mektup Ankara’dan “Ben 29 yaşında Çerkez kökenli bir Türk kızıyım” diyen Mehtap Cantürk’ten geliyor.


“Sn. Mengi, Annem de babam da Çerkez. Bahsettiğiniz ‘Çerkezlere sataşan yazarlar’ son zamanlarda çoğaldı. Gazetelerde çoksesliliğe karşı değilim ama yazdığı konuda yeterli bilgi birikimi olmadan, ‘farklı, demokratik olayım’ deyip ‘sağduyusuz ve okuyanı yanlış bilgilendiren’ yazılara da tepkiliyim. Ben Çerkez kökenli bir Türk olarak; hem Çerkezliğimden hem Türklüğümden gurur duyuyorum. Birinin birine engel olması gerektiğini de düşünmüyorum. 


Söz konusu yazar ‘ortada ne Lazca, ne Çerkezce bir dil kaldı’ demiş, Lazcayı bilmem ama Çerkezce vardır, kullanılmaktadır ve pek çok Çerkezce kitap vardır. Çerkez köylerinin tamamında herkes sadece Çerkezce konuşur. Şehirlerde Çerkez evlerinde de Çerkezce konuşulur (...) Ha bir de Türkçe bilmeyen Çerkez var mıdır? Türkiye’de hayır. Aynen olması gerektiği gibi. Çünkü bu ülkenin vatandaşı olarak bir zahmet herkes Türkçe bilsin (...)

Bu yazıları yazanın etnik kökeni beni ilgilendirmez ama eğer bir Kürt ise farklı bir etnik kökene sahip olmanın güzel ve özel bir şey olduğunu, fakat bunun yaşadığın ülkede kendini sürekli ‘ezilmiş, aşağılanmış, hor görülmüş’ hissetme sebebi olmayacağını bilmeli.”